2M YANİ MOZAMBİK VE BAŞKENT MAPUTO

Mozambik’te yabancılara karşı nazik ve sevecen davranıyorlar. Bu, hiç de beklemediğim bir yaklaşım biçimi. Güney Afrika’daki siyah-beyaz ayrımının uçurumlarından sonra aynı beklenti ile yola devam ederken bu eski sosyalist ülkedeki farklı bir anlayış beni mutlu ediyor.

Yürüdüğüm kumla karışık toprak yol, sazlardan yapılmış kulübelerinde hayatlarını sürdüren köylülerle dolu. Hepsi neşeli ve güler yüzlüler. Öncelik beklemeksizin “Hello My Friend” diye sesleniyorlar. Kadınlarla bakışıp selamlaşıyoruz. Böyle jestleri, Güney Afrika’da görmek imkansızdı. Irkçılığın yarattığı travma ve önyargılar çok keskindi o ülkede.

Ülkenin resmi dili Portekizce. İngilizce bir tabela ve yazı görmek neredeyse imkansız.

Bir grup siyah kadın sahilde toplanmış. Yanlarına gidiyorum. Balıkçı ağlarından arta kalan küçük boy balıkları plastik leğenlere doldurmakla meşguller. Benim gibi bir davetsiz misafire pek aldırış etmiyor gibiler, işlerine devam ediyorlar. Fotoğraf makinemı çıkardığım zaman üzerinde eski uzun bir pardüse olan genç, “hayır” diyerek fotoğraf çekmemi engelliyor. Tepki göstermeden bekliyorum. Kendi aralarında oldukça hararetli bir şeyler konuştuktan sonra, bir adam eliyle bana olur işareti veriyor. Ben de adama dönüp, beni engelleyen genci gösterip ingilizce ‘ama bu istemiyor’ diyorum. Gülüşüyorlar, hepsi birden beni engelleyen gencin yanına gelip onu şaka yollu itekliyorlar. Üç kare fotoğraf çekiyorum. Birisi fotoğraf makinemim ekranında çektiğim resimleri görünce, diğerlerini de çağırıyor. Koşarak gelip ekrandaki resimlere hayranlık ve mutlulukla bakıyorlar. Bol bol fotoğraf çekiyorum ve çok eğleniyoruz…

Havada müthiş bir iyot kokusu var. Geleneksek kayıklar (dhow) yelkenlerini açmış, çok güzel görünüyorlar.

Rüzgarın yelkenleri dolduruşu, ters esen rüzgar nedeniyle zigzaglar çizişimiz, neşeli yerli halkla birlikte keyifli bir yelkenli sefası… Kalacağım yer, büyük katedralin yakınında bulunan bir otel. Hristiyan misyonerliğinin Afrika kıtasındaki simgesi olan katedral, tüm görkemiyle çok uzaklardan bile fark ediliyor.

24 Temmuz Bulvarı’ndaki Mimmo’s Kafe Restoran’a yürüyorum. Kahvaltıyı çok erken yaptığım için acıkmışım. Güzel ve modern bir mekan. Romantik sesli, portekizce şarkı söyleyen kadın ortamı daha da romantik hale getiriyor. Menüde klasik Avrupa yemekleri ve pizzalar var. Büyük boy margarita siparişi veriyorum. Dev gibi bir şey geliyor masaya.

Güneşli ve keyifli bir öğleden sonrası. Balkonda neskafemi yudumluyorum. Bir gemi Okyanusa açılıyor. İki gün süren soğuk ve yağmurun ardından çıkan güneş insanın içini ısıtıyor. Güneş ışınlarının sıcaklığını benliğimin derinlerinde hissetmek keyifli ve huzur verici. Hollandalı gruptan bir bayan balkonun korkuluklarına oturarak güneşimi engelliyor. Şimdi ona Diyojen’in İskender’e söylediği sözü hatırlatsam “ya anlamayacak ya da yanlış anlayacak”. En iyisi ben yerimi değiştireyim.

Uzun zamandır aradığım CD’yi buldum ve dinliyorum. Afrika’da Portekizce konuşulan beş ülkeden birisi olan Cape Verde’den Irmaos Verdades. İlk şarkının romantizmi beni Hint Okyanusunun derinliklerine çekiyor. Mozambik’in maviliklerinde ve kadınlarının güzelliklerinde dalıp kaybolup gideceğim…

Güneş, kıpkırmızı bir gökyüzünde batıyor ve yukarılarda incecik bir yeniay beliriyor.

Memleketten binlerce kilometre uzakta, Afrika’nın bir köşesinde satın aldığım taze balığı, pişirmesi için restoran sahibine teslim ederken ister istemez 1984’lere geri dönüyorum. Aklıma dokuz günlük Foça–Antalya turumuz geliyor. Biri bayan üç kişi, eski bir arabanın içinde kampinglerde konaklayarak harika bir tatil yapmış, gece dalışları sırasında vurduğumuz balıkları ertesi gün, restoranlarda pişirterek hem balığa doymuş, hem de tatilimizi çok ucuza getirmiştik. O günler çok geride kaldı, birçok şey doğanın değişmeyen yasasına uyarak değişti ve ben de doksanların ikinci yarısından sonra, hiç bir canlıyı bilinçli olarak öldürmemeyi ilke edindim.

Terastaki ortam çok güzel. Harika bir günbatımı izliyoruz. İspanyolca ve Portekizce bilmediğim, bu işe zaman ayırmadığım için çok pişmanım. Bu konunun üzerine mutlaka eğileceğim ve Cape Verde’ye de gideceğim. Orada olağanüstü güzel bir atmosfer olmalı ki, böylesine enerji dolu güzel bir müzik yapıyorlar.

This entry was posted in SEYAHAT.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir