MUMBAI ÇENNAI EKSPRES, HAMPİ VE VİTTALA

Hindistan’da yolculuk zamanı. İlk hedefim Karnataka eyaletindeki Hampi, oradan da Pattadakal’a geçip birkaç tapınak daha ziyaret edeceğim. Her ikisi de Dünya Kültür Varlıkları listesindeler. Daha sonra da, Goa’da bir kumsalda ayaklarımı denize sokacağım.

Tüm peron, uğurlama için gelen Hintlilerle dolu. Yalnızlığım, ister istemez bu ayrılık anında yüzüme çarpıyor ve hüzünleniyorum.

On yedi saatlik tren yolculuğunun ilk dakikaları. Şehrin varoşlarından geçiyoruz. Böylesine bir sefalete doğmadığım için Tanrıya ne kadar şükretsem az.

Wadi-Pune arası yemyeşil. Rajastan düzlüklerinin çıplak görüntüsünün ardından böylesine bir yeşillik oldukça hoş.

Yolculuk çok şenlikli gidiyor. Şu beş saat içinde neler görmedim ki. Yerleri bir bez parçası ile uyduruk bir şekilde silip para isteyenlerden bin bir türlü satıcıya kadar bir sürü insan. En enterasanı da, bir grup eşcinsel. Eşcinsellik, Hindistan’da hoşgörü ile karşılanıyor. İnanışa göre, enkarnelerimiz sırasında hem dişi hem de erkek olarak dünyaya gelinebildiği için ruhun diğer enkarnelerini hatırlaması ve eşcinselliğin tercih edilmesi “olağan bir anımsama”. Ellora’daki heykellerde, Tanrı Şiva bile vücudunun bir yarısı dişi, diğer yarısı ise erkek olarak betimlenmiş. Bombay’da sıkça rastladığım Hintli eşcinseller, 3-5 kişilik küçük gruplar halinde dükkan dükkan dolaşıp para topluyorlardı. Buna bir tür dilencilik denilebilir ama özünde asla değil.

Çantaların yavaş yavaş açıldığı saatler. Yuvarlak metal kutulardan türlü türlü pilavlar çıkarılıp afiyetle yenilmeye başlanıyor, tabi ki elle. Bakalım trenin restoranından sipariş ettiğim müthiş hijyenik yemeğim ne zaman gelecek ve şansıma menüde neler var?

Nisan ayının yirmisinde, Hindistan’ın güneyinde Karnataka’da hava oldukça sıcak. Bir an önce görmek istediğim yerleri görüp Güney Hindistan’ın sıcağından kurtulmak, kuzeydeki serin yerlere gitmek istediğimden, oldukça hızlı bir tempoyla yirmi altı günde on beş şehir görmeye kalkınca vücudum ilk itirazını dün yapıyor. Tansiyonum düşük. Yirmibir saatlik tren yolculuğundan sonra dün sabah 11’de girdiğim Hotel Mallingi’deki odamdan akşama kadar çıkmak istemiyorum. Gece çıkıp bir internet kafe aradığımda da, bu küçük kasaba çok hoşuma gidiyor.

Hampi, Hindistan’ın son büyük hindu krallığı olan Vijanagar imparatorluğunun başkenti. MS 1336-1570 yılları arasında inşa edilen tapınak, anıt ve saraylar geleneksel hindu mimarisinin başyapıtları arasında gösteriliyor. Ortaya çıkarılan bir çok eser, beşyüzden fazla irili ufaklı hindu ve jain tapınağı, büyük boyutları, etkileyici görünümleri, duvarlarındaki iki ünlü hint destanı Ramayana ve Mahabbarata’dan bölümler içeren enfes rölyefleri çağının ilerisinde olduğunu ispatlıyor.

Bazaar olarak adlandırılan toprak yolda yürüyoruz. Orijinal ölçüleri 32 metre genişlik ve 728 metre uzunluk olan bu anacaddenin her iki yanı bir zamanlar muhteşem evlerle doluymuş. Şimdilerde sevimli küçük kafeler, turistik eşya satan dükkanlar, internet kafelerle dolu.

Bir çok tapınak beni en çok etkileyen Vittala oluyor. Yapı, elli altı adet taş sütunun üzerine inşa edilmiş. Her sütunun yekpareliği insan gövdesi yüksekliğinde bozuluyor ve bu bölümde sütun dört ayrı küçük sütuna ayrılmış. Rehberimiz eline iki kalın sopa alıp bu küçük sütunlara hafifçe vurmaya başlıyor. Etrafa farklı seslerde çok hoş tınılar yayılıyor. “Elli altı sütunda yüzoniki adamdan oluşan dev orkestrayı düşünün” diyor. Kendini tüm Hampi’ye duyuran böylesine farklı dinsel bir müziğin insanlar üzerinde yarattığı etki sanırım çok etkileyiciydi.

Hampi’de kalmamakla hata yapmışım. Ana tapınağa giden geniş toprak caddesi, caddenin her iki tarafındaki tek katlı küçük dükkanları, otantik ahşap restoranları, internet kafeleri ile sakin, gürültüsüz, küçük, temiz, çok keyifli bir kasaba. İnsanın Doğu mistizmini iliklerine kadar hissettiği, Hindistan’ın ruhuna inilebilecek çok keyifli bir yer. Yüzyıllar öncesinin sokak ve tapınaklarının arasında dolaşmak, o havayı ve atmosferi solumak hoş bir duygu.

Otelden ayrılırken bindiğim rikşacının ilk müşterisiymişim, “merak etme, sana şans getireceğim” diyorum, gülüyor. Terminale girip platformda yürümeye başladığımda, resmi bir görevli gülümseyerek “nereye” diye soruyor, “Badami” diyorum. Yedinci platforma gitmem gerekiyormuş. İçim gülüyor, “I love you India”. Çöpüne, pisliğine kurban olduğumun memleketi. Seni de, insanlarını da çok seviyorum…

 

 

This entry was posted in DESTİNASYONLAR, SEYAHAT.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir