İŞ YAŞAMI BİR SANATTIR…

Kişinin kendini sürekli geliştirmesi, yaşamın tüm alanında geçerli olan en önemli hususlardan birisidir. Birey tüm yaşamı boyunca, özel yaşamından iş yaşamına kadar birçok zorlu durum ve sınavlar ile karşılaşır. Cesaret denemelerinden, kendine olan inancına kadar yüzleşmesi gereken birçok durum ile yüz yüze gelir. Kendini hangi duygu ve inançlar ile beslediği yaşadığı durumlarda sürekli olarak karşısına çıkmaktadır.

Birey, tüm yönleri ile bireydir. Sahip olduğu her şey, onu ifade eder ve tamamlar. Hangi üniversiteyi bitirdiğinizin ya da hangi meslek dalında olduğunuzun pek bir önemi yok. İş yaşamında da başarı için sadece diploma yeterli değildir. Kendini ifade edebilme, pozitif olabilme, kendine güvenme ve daha birçok nitelik bireyi bütün kılar. Sadece teknik bilgiye sahip olmak, bir işte başarılı olabilmeyi garanti etmez. Kendini ifade edemedikten sonra, hangi diplomaya sahip olduğunuzun pek te önemi yoktur.

İş yaşamındaki sorunların üstesinden gelebilmek için birçok özelliği kendimizde beslemek ve barındırmak gerektirmektedir. Bunun için kişinin kendini geliştirmesi, kendi benliğine yatırım yapması, farkındalık ve bilinç yolunda çalışması çok önemlidir. Kişi kendi iç dünyasında başarılı olabildiği ölçüde, dış dünyada da başarılı olabilir. Kişinin kendini tanıması, inançlarının bilincinde olması çok önemlidir. Kendini gözlemleyen insan, kendini tanımaya başlar; tanıdıkça kendini dönüştürebilme süreci de devreye girer.

İş yaşamında, diplomanızın yanı sıra, ne kadar pozitif olduğunuz, kendinize ne kadar inandığınız ve kendinizi ne derece ifade ettiğiniz büyük önem taşır. Kendini ifade edemedikten sonra sahip olduğunuz unvanların pek te önemi yoktur. Kurumlar, organizasyonlar içinde sadece diplomanızla değil, sahip olduğunuz tüm karakteristik özelliklerle de var olursunuz. Bu yüzden iş yaşamında başarı için, teknik bilgi birikiminde olgunluk kadar, içsel olarak kendini geliştirme, iç dünya üzerinde çalışma da çok önemlidir.

İnançlar üzerinde çalışılması, kişisel gelişimde çok önemlidir. Kendimize ne kadar inanıyoruz, kendimizin ne kadar arkasındayız, zorlu durumlarla karşılaştığımızda içimizden yüzeye çıkan duygu nedir? Hangi duygularımız baskın ve hayatımıza şekil vermektedir? Tüm bunların farkında olan birey, kendini hangi alanda tamamlaması gerektiğini de bilir.

Bir insanın iç enerjisi, sürekli olarak dışına yansıyarak, diğer insanları da etkileyebilme noktasına ulaşır. Cesaret sahibi olmayan, kendine inanmayan biri, iş yaşamında zorluklar ile karşılaştığında, takındığı tutum ve içinde bulunduğu ruh halini diğerlerine de yansıyacaktır. Aynı şekilde kendine inanan biri, zorluklarla karşılaştığında, kendisi pozitif olduğu için etrafındakileri de pozitif yönde motive eder.

Kişi mesleğine içinde bulunduğu ruh halini de katar ve bu ruh hali, iletişime geçtiği insanlara da yansır. Bir mağazaya girdiğinizi ve bu mağazada yüzü asık bir tezgahtar ile karşılaştığınızı düşünün, sizin üzerinizdeki etkisi nedir? Aynı şekilde bir mağazaya girdiğinizi ve sizi güler yüzle karşılayan biri ile iletişime geçtiğinizi düşünün. En küçük boyuttaki işletmelerden en büyük kurumlara kadar çalışanlar, müşteriler ve diğer çalışanlar üzerinde etki yaratırlar. Biri diğerini etkiler, böylece zincirleme bir etkileşim sürekli olarak devrededir.

Birey, kendine inandığı sürece başarılı olabilir. İnanç, bireyi başarıya taşıyacak olan gerekli motivasyonu sağlar. Kendi üzerinde çalışan biri, sürekli olarak kendini tamamlama yolunda ilerler ve iç dünyasında gerçekleşen bu dönüşüm, dış dünyayı da şekillendiren hammadde haline gelir. İş yaşamı inişli çıkışlıdır. İş yaşamında karşılaşılan zorlukların üstesinden gelebilmek için, kendine inanan, güvenen, irade ve pozitif odak sahibi bireylere ihtiyaç vardır. Bu özelliklere sahip olan bir birey, şirketin atardamarı gibidir. Şirket içinde gereken motivasyonu, kendi iç dünyasında taşıdığı motivasyonu yayarak etrafına salar. Kendine has olan motivasyonu başkalarını da etkileyerek, diğerlerinin de motive olmalarına olanak tanır.

Şirket yöneticileri, her şeyden önce çalışanları bir bütün olarak ele almalıdır. Dikkat etmeleri gereken sadece diploma ve teknik bilgi olmamalı, çalışanın kişiliği, kendine olan güveni, başarı motivasyonu, kendini ifade edebilme yeteneği ve pozitifliği de olmalıdır. Şirketi başarıya taşıyan çalışanlar, çalışanları başarıya taşıyan ise iç dünyalarıdır.

Dr. FARUK BUDAK

Posted in PROJE YÖNETİMİ

KURUMSAL POZİTİF ENERJİ YARATABİLİYOR MUYUZ?

Kurumlar, ortak çalışma alanlarıdır. Bu ortak çalışma alanlarında işlev gören bilgi birikimin yanı sıra kişilerin ruhsal durumlarından kaynaklanan ve karşılıklı olarak akan enerjinin varlığı da önemlidir. İşte bu enerji, bilginin pratiğe dönüştürülmesi sürecinde, önemli bir faktördür.

Negatif atmosfere sahip mekânlar, negatif odaklı insanların yaydıkları enerjinin etkisi altındaki alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi birikimi ne kadar geniş ve yoğun olursa olsun, ortamın atmosferi bilgi akışını etkiler. Böylece var olan bilgi, kısıtlanmaya ve bireyler arasındaki enerji akışındaki tıkanıklık nedeni ile işlevsiz kalmaya mahkûmdur.

Pozitif atmosfere sahip mekânlar, pozitif odaklı insanların yarattığı alanlardır. Böyle bir ortamda bilgi, rahatça akışa geçer. Atmosferin verdiği rahatlık, bilgi akışını ve kurumsal verimliliği hızlandırır.

Kurum içerisinde negatif ya da pozitif atmosferi oluşturan, çalışan insanlardır. İnsanın ruhsal durumunu da kendisi hakkındaki inançları belirler. Kişi, işi ile ilgili bilgi birikimine önem verdiği ölçüde, kendi kişisel gelişimine de önem vermelidir. Bu anlayış, çok boyutlu olarak profesyonelleşmesine yardımcı olur. Her düzen, birbirine bağlı zincirlerden oluşur. Zincirin her bir halkası ne kadar gelişir ve kuvvetlenirse, zincir de o derece güçlenecektir.

Kendini geliştirebilen birey, ortak çalışma alanındaki başkalarını da geliştirebilir. Kendine güvenen biri, başkalarına güvenebilir. Kendini geliştirmede başarılı olan biri, başkalarını ve çalıştığı kurumu geliştirmede başarılı olabilir.

Nasıl bir iş arkadaşı ile çalışmak size daha çok keyif verir? Geniş iş bilgisine sahip fakat negatif biri ile mi? Geniş iş bilgisine sahip aynı zamanda pozitif olan biri ile mi?

İşi hakkında geniş bilgiye sahip fakat kendini kişisel olarak geliştirmede yetersiz kalan biri, yarım bir çalışan gibidir. Birey, işi hakkında gerekli tüm bilgiye ve profesyonelliğe sahip olabilir fakat bireysel gelişiminde de kendini pozitif gelişim için eğitmiyorsa, başarılı olma şansı zaman içinde azalacaktır.

Kişinin ruhsal durumu, onun bilgisini pratiğe dönüştürmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kendine güvenen, insan ilişkilerinde pozitif tutum içinde olabilen, kendine ve diğerlerinin başarısına inanan bir birey; bilgisini uygulamaya geçirmekte ustadır. Çünkü çok boyutlu bir profesyonel kimlik taşımaktadır. Bilgisini, hem kendine hem de başkalarına hizmet ile birleştirmekte, böylece kendini her yönden ifade edebilmektedir. Aynı şekilde bilgi birikimine sahip fakat kişisel gelişimi üzerinde başarısız olan bir birey de, çok boyutlu düşünüp hareket edemez. Bu yüzden çalışan bir birey çok boyutlu olduğu zaman başarıyı geçerli kılabilir.

İş yaşamında profesyonel olmayı gerçekten başarabiliyor muyuz? Profesyonel olmayı başarmak isteyen kişi, iş yaşamında ihtiyaç duyacağı bilgileri sürekli genişletmeye çalışırken aynı zamanda kendini kişisel olarak ta geliştirmelidir. Kurumsal başarı, ancak teknik bilgi ve bireysel gelişimin uygun bir şekilde sentezlendiği pozitif enerjili ortamlarda elde edilebilir.

Dr. Faruk BUDAK, PMP

Posted in PROJE YÖNETİMİ

MUTLAKA… Bana Göre Gezmeniz, Görmeniz veya Yapmanız Gereken 50 Aktivite

1. Hindistan, Agra, Taj Mahal
2. Hindistan, Ellora’daki ana tapınak Kaisala
3. Hindistan, Rajastan, Jaipur’daki Amber Kalesinin saray bölümünde dolaşmak
4. Hindistan, Varanasi’de ölü yakma törenlerini izlemek
5. Nepal, Katmandu’daki Swayambunath ve Boudhanat Tapınakları ile Pashupatinath Tapınağındaki ölü yakma törenlerini izlemek.
6. Nepal, Baktapur’da kentin sokaklarında kaybolmak
7. Burma, Bagan’daki tapınakları dolaşmak ve burada balon turu yapmak
8. Burma, Thayet Myo’daki Türk Askeri Şehitliğini ziyaret
9. Laos, Luang Prabang’taki tapınaklar
10. Laos, Huay Xai’den Luang Prabang’a Mekong nehri üzerinde yolculuk
11. Laos, Vientiane’de Kop Chai Deu Restoranda “Mekong Fish Steak” yemek
12. Kamboçya, Angkor’daki Bayon Tapınağı
13. Kamboçya, Phnom Penh’deki Ölüm Tarlalarını dolaşmak
14. Vietnam, Halong Bay’de tekne turu
15. Vietnam, Sapa’da pirinç tarlaları arasında trek
16. Tayland, Mae Hon Son’da LongNeck Karen kadınlarının köylerini ziyaret
17. Tayland, Kwai Köprüsü
18. Malezya, Kuala Lumpur’da Petronas Kulelerinden şehri seyretmek
19. Malezya, Perhentian Adalarının küçüğünde Long Beach’te denize girmek, dalış yapmak
20. Malezya, Penang Adasındaki Georgetown şehrinin Chinatown’ı
21. Sumatra, Lake Toba
22. Java, Bromo Volkanı
23. Bali, Ubud’ta geceleri tapınaklardaki dans gösterilerini izlemek
24. Bali, Tanah Lot’ta günbatımını izlemek
25. Bali, Ubud’ta pirinç tarlaları arasında trekking
26. Güney Afrika, Cape Town, Robben Adasındaki hapishane
27. Güney Afrika, Drakensberg dağlarındaki kaya resimleri
28. Mozambik, Başkent Maputo’da Fish Market’ta kendi seçtiğiniz balığı afiyetle yemek
29. Zimbabwe, Mana Pools Milli Parkında Zambezi Nehrinde kano turu yapmak
30. Zimbabwe, Bulowayo’dan bir gece treniyle Vic Falls’a gidip şelaleri görmek
31. Zimbabwe, Gweru’da genç aslanlarla birlikte yürüyüş yapmak
32. Malawi, Ilala Feribotuyla gölde yolculuk
33. Tanzanya, Ngorongoro ve Serengeti’de safari
34. Tanzanya, Serengeti’deki vahşi yaşamı balonla havadan izlemek
35. Zanzibar, Stone Town’un daracık sokaklarında kaybolmak
36. Zanzibar, Stone Town’daki Africa House otelinin terasında akşam güneş batarken çay keyfi
37. Kenya, Nairobi’deki Carnivore’de akşam yemeği
38. Kenya, Masai Mara’da safari
39. Etiyopya, Lalibela’daki kaya oyma kiliseler
40. Sudan, Hartum’da Nil’in iki kolunun birleştiği yerden Nil’i izlemek
41. Mısır, Nil’de gemi yolculuğu
42. Mısır, Luksor’da akşamüzeri feluka ile Nil’de gezinti
43. Mısır, Dahab’ta Kızıl Deniz kıyısında ya da Adam’s Bar’da akşam saatlerinde NARGİLE veya ÇAY keyfi
44. Mısır, Sina Dağında güneşin doğuşunu izlemek
45. Ürdün, Petra’da Manastır’ın karşısındaki kayaya oyma kafede bir demli çay molası
46. Suriye, Hamidiye Çarşısındaki Bektaşi’nin dondurmasını tatmak
47. Suriye, Emevi Caminin avlusunda saat 16 sularında güneşin mozaikler üzerindeki parıltılarını izlemek
48. ABD, San Fransisko’nun sokaklarında dolaşmak
49. ABD, Philedalphia’da Museum of Art’ı dolaşmak
50. ABD, New York’ta Brooklyn’den Manhattan’ı seyretmek

Posted in SEYAHAT, SÖZ TECRÜBENİN

PROJE YÖNETİMİNDE TAKIM İLETİŞİMİ

Proje yönetiminde “insan unsuru” asla önemini yitirmeyecek önemli bir faktördür. Projeler insanlar tarafından yürütüldüğü için, bu unsurlar arasındaki iletişim de önemli bir olgudur.

İnsanı birer obje ya da eşya gibi gören yönetim anlayışları iflas etmeye mahkûmdur. İnsan, saygı görmek, nezaket gösterilmek ister. Birer makine değiliz ve bizim de karşılanması gereken üst düzey ihtiyaçlarımız vardır. Hepimiz, sevilmek, takdir edilmek, güvenlik ihtiyacımızı karşılamak, sağlıklı olmak, başarılı olmak istiyoruz. Bu beklentiler, tüm çalışan ve üreten insanların buluştuğu bir ihtiyaçlar ortak paydasıdır.

İş ortamında çalışan bireylerin arasındaki saygı, sevgi ve birbirlerine verdikleri değer, o kurumun başarıya ulaşabilmesi açısından temel ihtiyaçlardan biridir. Proje takımlarında da projenin başarı ile sonuçlanabilmesi için takım üyeleri arasındaki saygı, işbirliği ve değer verme çok önemli bir faktördür. En iyi proje takımları, bireylerin birbirlerine değer verdiği, saygı gösterdiği gruplar olmaktadır. Bunu kendi ekibimizde, nasıl sağlayabiliriz sorusunun cevabı çok basit ve net olarak verilebilir.” Size nasıl davranılmasını istiyorsanız insanlara öyle davranın”. Bu çok basit kural, iyi bir takım iletişimi için anahtar roldedir.

Takım içindeki iletişimi nasıl canlandırabilir ve olumlu ivme kazandırabiliriz sorusuna vereceğimiz cevabı biraz daha detaylandırırsak karşımıza uygulaması oldukça kolay bazı püf noktalar çıkmakta.

• Hatalı olduğunuzda bunu kabul edin.
Hatasız kul olmaz. Doğal olarak hepimiz hata yaptık, yaparız ve gelecekte de yapmaya devam edeceğiz. Yapılan hatanın hemen ardından takım elemanlarının görmek istediği şey bu hatanın nasıl çözümlendiği hususudur. İşte asıl ilişkileri ve iletişimi etkileyen nokta burasıdır. Maalesef şark mentalitesinden gelen bir toplumun bir bireyi olarak hatalı olduğumuzu kabul etmek kolay değildir fakat bunu yapabildiğimizde takımdakilerin size olan saygılarının artacağı muhakkaktır. Unutmayalım ki karşımızdaki insan alçakgönüllülük, olgunluk, zarafet gösterdiğinde ona karşı biz de sempati besler, saygı duyar ve kendimizi ona daha yakın hissederiz. Bu nedenle hatalı olduğumuzda bunu kabul etmemiz önemli bir davranış şeklidir.

• Hoş görülü olun, yardım etmekte gecikmeyin.
Günümüzün rekabetçi iş ortamı, spesifik konularda uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Dolayısı ile herkesin her konuyu bilmesi imkânsızdır. Bizden yardım isteyen bir takım elemanına hoşgörü ile yaklaşmamız gerekir. Sürecin işleyişi sırasında zaman zaman bizim de onun yardımına ihtiyaç duyacağımız sorunlarla karşılaşabiliriz. Takım içerisindeki herkes bilgi ve tecrübe birimini paylaşabiliyorsa, oluşan ortak ve büyük güç ile tüm sorunların üstesinden gelinebilir. Yine şunu unutmayın ki bu tür “yardımsever” kişiler, takım içerisinde her zaman olması istenen, saygı duyulan, aranan kişilerdir.

• Direkt temas kurun.
İletişimde “direk temas” oldukça önemlidir. Mümkün olabildiğince “yüz yüze iletişim” en sağlıklı iletişim şeklidir. İletişimde olmanız gereken paydaşlarla yüz yüze ya da telefonla iletişim kurmaya çalışın, onların mümkün olduğunca toplantılarınıza katılmalarını talep edin ve böylece iletişim problemlerini minimuma indirmeye çalışın. E-postalar, maalesef şu andaki teknolojik düzeyleri ile sesimizi, tonumuzu ve vücut dilimizi aktaramamaktadır.

• Her hafta bir takdir notu yazın.
“Takdir edilmeyen davranışlar, iş süreçlerini olumsuz etkiler” deyişinden yola çıkarak takdir edilmenin bir insan için ne kadar önemli olduğunu, ona ne kadar olumlu bir motivasyon kazandıracağını unutmayınız. Bu tür notlar, özel takdir belgelerinin çalışanlar tarafından özellikle saklandığını, önem verildiğini unutmayalım ve bir yönetici olarak bu konuda cimri olmayalım. Üstelik, bu olumlu davranışınızla diğer takım üyelerine bir rol modelliği yaparsınız. Bu, aynı zamanda bir güven duygusu da yaratır.

• Güzel şeyler yapın.

Proje yöneticisi bir örnek rol modeli olarak, diğer takım üyelerine karşı hep saygılı ve kibar davranmalı, her zaman cana yakın, mütevazı ve yardımcı olması gerekir. Bu tür ince davranışlar neredeyse hiç zaman almaz ve projenin, organizasyonun ya da takım ruhu açısından beklenenden fazla olumlu etki yaratabilir.

Kendinize gösterilmesini istediğiniz incelik ve saygıyı diğerlerine de göstermemiz gerekir. Bunu, siz ve karşınızdaki proje elemanı arasındaki bağları ve güveni artırmak için bir fırsat olarak görün ve bu konuda çaba harcayın. Eğer olumlu ve yapıcı davranışlar sergiler ve eleştiriden kaçınırsanız, iyi bir iletişimci olma konusunda ciddi mesafe kat etmiş olursunuz.

Dr. Faruk BUDAK

Posted in PROJE YÖNETİMİ

SİYAH AFRİKA’DA BEYAZ BİR ADAM

“Don’t forget that you’re white”…

Uçağımın penceresinde kıpkızıl bir güneş doğarken, siyahi şarkıcı Stevie Wonder, o unutulmaz şarkısı ‘superstition’ ile Afrika’ya hoş geldin’ diyor. Müthiş bir şey bu, her şeyin güzel, çok güzel olacağının ilk işareti… Müthiş bir yoğunluk duygusu, artık Afrika’da olduğumu benliğimin çok derinliklerinde hissettiriyor. Koskoca kıtayı bir baştan bir başa geçeceğimin heyecanı bu. Nihayet bu büyük maceranın eşiğindeyim. Afrika topraklarındaki serüvenim şimdi başlıyor. Biliyorum ki Afrika, Asya kadar kolay olmayacak. Bakalım bu siyah kıtada neler yaşayacağım?

Önümde sadece bir buçuk saatlik Johannesburg – Cape Town uçuşu var. İlk adımı atmaya çok az kaldı… Dostum, gerçek safari asıl şimdi başlıyor…

Asya’da hiç karşılaşmadığım bir sorunu, bu kıtaya geldiğim ilk andan itibaren yaşamaya başlıyorum. Bu kaçınılmaz durumla birlikte seyahat edeceğimi düşünmek oldukça can sıkıcı: Siyahlar ile beyazlar arasındaki tehlikeli gerginlik. Hotelin bahçe kapısı sürekli kapalı. Giriş-çıkışlarda kullanmaları için müşterilere birer anahtar veriliyor. Bahçenin içindeki ana binaya da demir parmaklıklı bir kapıdan giriliyor. Bu kapı da aynı anahtar tarafından açılıyor. Girişteki çift kapılı güvenlik sistemi, hiç alışık olmadığım bir duygu.

Saat 12’den sonra Waterfront’u dolaşmak için hotelden çıkıyorum. Elimdeki haritaya göre pansiyonumun da bulunduğu cadde, beni doğruca deniz kıyısına çıkaracak. Düzenli kavşaklar, geniş caddeler, yabancısı olmadığım Amerika benzeri görüntüler. İşsiz siyahlar, çiçek ve dergi satmaya çalışıyorlar.

Uzun bir yürüyüşün ardından Waterfront’a geliyorum. Kafe ve restoranlarla dolu büyük bir alışveriş merkezi, limanla iç içe. Saat Kulesinin (Clock Tower) sağındaki binanın girişinde ”Nelson Mandela Getaway to Robben Island” yazıyor. Birden ‘Robben Island’ın, UNESCO Dünya Kültür Varlıkları Listesinde olduğunu hatırlıyorum. Asya’daki yerler hakkında yolculuk öncesi detaylı bilgi toplayabilme imkânım olmuştu ama Afrika’dakilerin yerlerini tam olarak bilmiyordum. Bu sürprizden dolayı müthiş mutluyum.

Çoğunluğu yaşlı beyaz turistlerden oluşan bir grupla feribota biniyorum. Limandan çıkıp denize açılınca şehrin panoraması belirmeye başlıyor. Bulutların arasındaki Table Mountain (Masa Dağı) ve Green Point’in ötelerine kadar uzanan evleriyle güzel bir şehir Cape Town.

Kırkbeş dakikalık bir yolculuğun ardından adaya ulaşıyoruz. Üç otobüs bizi bekliyor. Genç siyah rehberimiz Keneth’in öncülüğünde yarım saat kadar süren bir otobüs turu yapıyoruz. Keneth seyir halindeyken adanın tarihi hakkında bilgi veriyor. Ada, 1500’lerden itibaren Avrupalı sömürgeciler arasında birkaç kez el değiştirmiş. En son, Güney Afrika’nın ırkçı rejimi tarafından politik mahkumların kapatıldığı bir hapishaneye dönüştürülmüş. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah devlet başkanı Nelson Mandela, burada beşinci bölümün beş nolu hücresinde tam onsekiz yıl tutsak kalmış.

Adada bulunan yapıları, kiliseleri, camileri, İkinci Dünya Savaşı’nda yerleştirilen ve hiç kullanılmayan topları hızlı bir otobüs turu ile görüyoruz.

Tur sırasında gördüğümüz en ilginç yer, mahkûmların çalıştırıldığı kireç ocağı. Alanın tam ortasında yumruk büyüklüğündeki taşlardan oluşmuş bir yığın, dikkatimi çekmişti. Rehberimiz Keneth, tur sırasında burayı en sona bırakmış ve bu taş yığını için ‘Afrika’nın en önemli ulusal anıtı’ demişti. Turdaki herkes çok şaşırmış, böylesine basit bir taş yığınının ulusal anıt olmasını anlayamamıştık. Beş yılda bir, 11 Şubat günü bu hapishanede kalmış mahkûmlar bir araya gelerek o günlerin anısına buraya birer taş bırakıyorlarmış. İşte bu taş yığını böyle oluşmuş. Bu gelenek, son mahkûm ölünceye kadar da devam edecekmiş.

Gezinin ikinci bölümünde asıl hapishaneyi geziyoruz. Yeni rehberimiz yaşamının yirmi yılını burada tutsak olarak geçirmiş olan yaşlı bir siyah. Mandela’nın 18 yıl kaldığı hücreyi, havalandırmaya çıktığı avluyu, banyoları ve yemekhaneyi gezdirip bilgi veriyor. Avluda Mandela’nın 1966 yılında hapishanede çekilmiş bir fotoğrafı var. Fotoğraf, tam fotoğrafın çekildiği noktaya dikilmiş.

Afrika’nın en güneyindeki Cape Town’a sadece onbir kilometre uzaklıkta olan Robben Adası, Güney Afrika’nın Alkatraz’ı olarak bilinir. Güney Afrika’nın en ünlü özgürlük savaşçıları çeyrek asır gibi uzun bir süre burada tutsak kalmışlardır. Ancak Robben Adası günümüzde ırkçılığa, koloniciliğe, adaletsizliğe ve zulme karşı kazanılan zaferin simgesidir… Aynı zamanda haklı karşı duruşun, azmin ve insanlık onurunun…

Robben Adasındaki hapishane 1997’de kapatılarak müze haline getirilmiştir. 488/64 kayıt numaralı mahkûm Nelson Mandela, 1964’ten 1982 Mart’ına kadar burada kalmış.

Turun sonunda, küçük bir salonda bulunan sıralara oturmamız isteniyor. Rehberimiz sorulara cevap veriyor. Ziyaretçilerden birinin ‘hala neden burada çalışıyorsun’ sorusu hoşuna gidiyor. Öncelikle, siyasi bir tutuklu için iş bulmanın hiç de kolay olmadığını vurguluyor. Sonra, burayı en iyi anlatabilecek kişinin yine burada yaşamış bir mahkûm olduğuna inandığını söylüyor.

Posted in KEŞİF NOTLARIM

SEÇİMLERİMİZ VE ETKİLERİ

Yaşamın her alanında, gerçekleştirmek istediklerimizle ilgili olarak birçok alternatife sahibizdir. Sahip olduğumuz bu alternatifler arasından seçtiklerimiz, bilinçaltımızda pekiştirilerek, yaşamımızı oluşturur. Başlayan her yeni gün, beraberinde alternatifleri de bize sunar. Neyi yaşayacağınızı seçecek olan sizsiniz. Hayat menülerden oluşur, menü önünüzdedir, var olan seçeneklerden hangisini isterseniz, size sunulacak olan da odur.

Durumlar ve olaylar, gerçekte onların nasıl olduklarına inandığımız gibi değildirler, onları oluşturan, bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizdir. Farklı bir bakış açısından baktığımızda bir iş iyi veya kötü değildir, onu iyi veya kötü yapan, bizim o iş hakkındaki düşüncelerimizdir. Yine aynı perspektiften ilerlersek verimsizlik ya da başarısızlık diye bir şey yoktur, öyle olduklarını düşündüğümüz sonuçlar bile, bir hizmet ve işaret olarak yaşamımızda gerçekleşir.

Düşüncelerinde başarısız olmayı geçiren kişi, yaşamında başarısızlığı deneyimleyecektir. Ancak düşüncelerinde başarı olan ve başarıyı seçmiş olan kişi, yaşamında başarıyı deneyimleyebilir. İnandığınız ve istediğiniz, size sunulacak olan şeydir.

İş yaşamında başarı için, işin severek yapılması çok önemlidir. Böylelikle çalışan işine yüreğini katabilir. Yürek katılarak yapılan iş, her zaman başarı odaklıdır. Sevgisiz iş yoktur, bir işi sevilmez kılan işin kendisi değil, sizin ona yapıştırdığınız etikettir. Belki de işinizi sevmiyorsunuz. Oysaki önünüzdeki menüde onu sevme seçeneği de vardır. Seçimleri değiştirmek, yaşamı değiştirmektir. Onu sevmeyi seçtiğiniz an, onun sevilecek yönlerini de keşfetmeye başlarsınız. Böylelikle eskiden sevmediğiniz o işiniz, artık yüreğinizi katmış olduğunuz iş haline gelir.

Hayatta aradığını bulamayan, olumsuz, hiçbir şeyden tatmin olamayan bir insan, işini ya da çevresini değiştirerek değil, ancak kendi bakış açısını değiştirmekle gelecekteki olayları lehine çevirebilir. Aynı şekilde, menünüzde çok sayıda seçenek mevcuttur.

İş hayatındaki birçok tıkanıklığın sebebi, bize ait düşüncelerden kaynaklanır. Sabit bir fikre sahip olduğumuzda bu fikir, o işe olan inancımızı pekiştirir ve böylece de diğer alternatifleri görmezden gelmiş oluruz. Alternatifler, her zaman vardır.

Memnun olmadığınız bir işi ya da çalışmayı değiştirdiğimiz halde, aynı şekilde yine bizi memnun etmeyen olaylarla karşılaşmamızın sebebi de budur. Olaylara ve durumlara karşı bakış açımızı değiştirmedikçe, olaylar ve durumlar değişmeyecektir. Ancak bakış açımızda dönüşüm oluşturabilmek, değişimlere sebep olur.

Her yeni güne başlarken önünüzde duran menüden seçim yapan sizsiniz, bunun farkında mısınız?
FARUK BUDAK

Posted in KİŞİSEL GELİŞİM

POZİTİF DÜŞÜNCENİN ÖTESİ

Pozitif ya da olumlu düşünmek, son bir kaç yıldır sıkça sözü edilen bir kavram. Materyalist batı toplumunun güzelce paketleyip önümüze uzattığı reçete aslında bize göre biraz eksik.

Pozitif insan, hem pozitifi hem de negatifi kucaklayıp ayırmaksızın eşdeğer ölçüde sevip kabul edebilendir. “Ben ışık ve karanlığım” diyebilmek gerçek pozitifliktir ve olduğun hali kabul edecek cesaret, bilgelik ve güç barındırır. Oysaki birçok insan kendinin negatifte olduğunu bilemeyecek kadar negatiflik sarmalı içindedir ve bunu da pozitiflik sanır. Bunun sebebi, insanın bilinmeyenden korkması değil midir? Bilinmeyeni taşıyacak gücü kendilerinde bulamayıp kendilerinden ayırırlar.

Bütünlüğe yakınlaşmış bir kimse, her iki tarafta dengededir. Negatifi görmezden gelmek, reddetmek, başlı başına negatif bilinçtir. Psikolojik güçsüzlüğü, bilinmeyenden korkmayı, bilinmeyeni kucaklayacak gücü kendinde bulamamayı temsil eder. İçsel zayıflık ve acizliğin yüzeysel tezahürüdür.

Kendine güvenmeyen biri, kendi varlığını bir pozisyonla, bir varlıkla, daha güçlü bir insanla, kariyerle, meslekle vs. sergilemeye çalışır. Kendine erişmeye başlayan kişi ise kendisi ile. Hep birileri için bir şeyler yapmaya ya da egomuzu beslemeye devam edip dururuz. Tüm sergilediğimiz, içinde tek kendi varlığımızın olmadığı bir tiyatro sahnesidir. Başkalarının düşünceleri, başkalarının bilgileri, bizim hakkımızdaki düşünceleri, bize verdiği mutluluk, bize verdiği destek ve sevgi, yalnızlığımızı paylaşıp paylaşmaması… Hep başkaları, içinde tek kendimizin olmadığı bir tiyatro sahnesi… Kısır döngüler zinciri…

Kendini bilmek, yaşam plan ve amacına sahip çıkacak gücü ve güveni, kendin ile yüzleşecek gücü kendinde bulabilmektir. Gerisi sadece anlatılan bir hikâyeden başka bir şey değildir. Kendine inanmak, hikâyelere aldırmadan, kendine inanabilecek gücü kendinde yakalayabilmek tüm inançların en büyüğüdür.

Kendi bilginin izini bulabilmek, en büyük bilgiye ulaşabilmektir. Kendini sevmek, gerçek olan tek sevgidir. İlk önce kendini seversen her şeyi sevebilirsin. Kendini sevmeden, birine onu sevdiğini söylemek ise yalanların en büyüğüdür.

Hiçbir şey yâda hiç kimseden etkilenmeyip, dışında ne olursa olsun, başkalarının sözlerine, senin hakkındaki düşüncelerine aldırmadan içinde olduğun gibi kalabilmek ise sırların sırrını açan tek anahtardır. Sen varsan kimse yoktur; sen yoksan da senin adına herkes ve her şey olacaktır.

Anlatılan tüm hikâyeler, bir kaçış planından başka bir şey değildir. Kaçış planları içinde kaybolana dek oradan oraya atlar durursun. Tüm kaçış planları aslında kendini tatmindir. Varsan; sadece kendinle; kendi varlığınla varsındır; kendin dışında hiç kimse ve hiç bir şeyle değil; yoksan da zaten hiç olmamışsındır… Söylenenler; anlatılanlar sadece hikâyelerdir ve
hikâyeler hayal ürününden öteye gidemeyen kaçış planlarıdır.

Ya anlatılana, söylenene ve sergilene kapılıp cezbedilmenin verdiği büyü ile o hikâyede kendine bir sahne bulur ve içine dalarsın yâ da hikâye olduğunu fark edip; sahip olduğun sahnene döner, dinler ve bırakırsın.

Herkes; kendi kendisinin sorumluluğundadır.

FARUK BUDAK

Posted in KİŞİSEL GELİŞİM