Category Archives: SEYAHAT

OUAGADOUGOU’DA OLMAK

Biliyorum ilk aklınıza gelecek soruyu. Telaffuzu da, yazılması da zor bu şehir nerededir diye soracaksınız. Fransızların Batı Afrika’daki sömürge döneminde “Yukarı Volta” adını verdikleri ama sonradan sömürge karşıtı siyah liderlerinin “onurlu ve saygın insanlar ülkesi” olarak ismini değiştirdikleri Burkina Faso’nun bu sakin ve huzurlu başkentinde bir bayram sabahına uyanıyorum.

Bizim adetlerimizden biraz farklı olarak saatin 10u geçtiği bir saatte şehrin ana meydanı Independance Square’de kılınan toplu namazla başlayan bayramlaşma heyecanı…

Birleşmiş Milletler’in hazırladığı İnsani Standartlar Endeksine göre tüm ülkeler listesinin en son sırasını komşusu Nijer ile paylaşan bu fakir ülkenin fakir ama tüm bu olumsuzluklara, yoksulluğa karşın yaşamı kucaklayan, gülümseme eksik olmayan mutluluk dolu yüzlerin egemen olduğu toprak sokaklarındayım… Şehrin içindeki “Baraj” diye adlandırılan suni gölün kıyısında, bir Afrika günbatımının çılgın kızıllığını fotoğraf makineme hapsetmeye çalışırken arkadaki Mercury Hotelin tenis kortundan yükselen mutlu azınlık kahkahaları ile fakirlik ve yoksulluğun yanyana, dizboyu yaşandığı siyah Afrika’nın ruhuna tam uyan başkenti. Akşam trafiğinde yüzleri maskeli motorsiklet kullanan genç bayanların sessizce akıp gidişleri, Afrika’da olduğumu derinliklerime kadar hissettiren simsiyah güzellikler, kırmızı toprağın egsoz dumanlarıyla harmanlanarak oluşturduğu boğucu kırmızı siste asılı kalmış kıpkırmızı bir güneşin yarattığı şaşkınlığı üzerimden atmaya çalışıyorum…

Soygun ve rüşvetlerle dolu Afrika yakın tarihinde devrimler, karşı darbeler ve askeri yönetimlerle dolu bir geçmişin ardından Sahra’daki büyük kuraklık nedeniyle düzenlenen para toplama kampanyası şarkısı ‘We Are The World’ün gelirlerinden Burkina Faso’ya hiç bir bağış yapılmamasını eleştiren, 1984’te Küba’ya yapacağı bir seyahat için Birleşmiş Milletler hava sahası üzerinden uçmasına izin verilmeyince Birleşmiş Milletler önde gelenlerini hiçe sayarak New York’un Harlem’ini ziyaret etmeyi tercih ederek onu büyük sevinçle bekleyen kalabalığa ‘Siyah Harlem benim White House’um’ diyebilen, öldürüldüğünde eski bir Renault, bir dolap, birkaç gitar ve bisiklet, bankada 560 dolar, ödenmemiş 2200 dolarlık ev borcu dışında hiçbir şeyi olmayan Afrika’nın Che Guevera’sı Thomas Sankara gibi bir lider çıkartmış, şimdilerde Batı Afrika’nın en sakin ülkesi… Ahhh Burkina Faso…

Komşu ülke Fildişi Sahili’nden Tiken Jah Fakoly’nin “Sınırları Açın” (Ouvres Les Frontiers) diyen müziğinde siyahlar için Afrika’nın değerinin, kendi ülkelerine verdikleri değerden çok daha üstün olduğunu duyumsarken, Sting’in “An English Man”inin Batı Afrika versiyonu “Paris’te Bir Afrikalı’sında Fakoly, Afrika’da bir beyaz olmanın tezatlığını iliklerime kadar hissettiriyor.

Fransızca öğrenmeme inadımın neden olduğu sevimli yanlış anlaşılmaların ortak paydasında pekişmeye başlayan beyaz dostluklar, AIDSin kol gezdiği bu öksüz bırakılmış coğrafyada beş yıldızlı otelin işadamı formatındaki beyaz erkek misafirlerine gülümseyerek gecelik keyiflerde buluşma isteğini ileten, ama kesinlikle uzak durulması gereken birbirinden güzel, siyah zehirli çiçekler, Burkina Faso fotoğraf karesindeki görsel unsurlarından sadece birkaçı…

Sofitel Hotelin kafesinde, Afrika’yı benden daha fazla seven bir insan ile paylaşılan bir kahve keyfinde, ruhunun ruhumu aydınlatan parlaklığıyla yarınki gündoğumu ile Sirius’lu Dogonların ülkesine başlayacak yolculuğun gebe olduğu sürprizlerin heyecanını şimdiden duyumsamak ve tüm bunların dışında, yanına sadece fotograf makinasını almış beyaz bir gezgini oynamak… Bir başka ruh için ise belki de tüm yaşam boyunca sürecek çok uzun bir yolculuğa bir Ouagadougou akşamında başlamak…

Dr. Faruk BUDAK

Also posted in KEŞİF NOTLARIM

MUTLAKA… Bana Göre Gezmeniz, Görmeniz veya Yapmanız Gereken 50 Aktivite

1. Hindistan, Agra, Taj Mahal
2. Hindistan, Ellora’daki ana tapınak Kaisala
3. Hindistan, Rajastan, Jaipur’daki Amber Kalesinin saray bölümünde dolaşmak
4. Hindistan, Varanasi’de ölü yakma törenlerini izlemek
5. Nepal, Katmandu’daki Swayambunath ve Boudhanat Tapınakları ile Pashupatinath Tapınağındaki ölü yakma törenlerini izlemek.
6. Nepal, Baktapur’da kentin sokaklarında kaybolmak
7. Burma, Bagan’daki tapınakları dolaşmak ve burada balon turu yapmak
8. Burma, Thayet Myo’daki Türk Askeri Şehitliğini ziyaret
9. Laos, Luang Prabang’taki tapınaklar
10. Laos, Huay Xai’den Luang Prabang’a Mekong nehri üzerinde yolculuk
11. Laos, Vientiane’de Kop Chai Deu Restoranda “Mekong Fish Steak” yemek
12. Kamboçya, Angkor’daki Bayon Tapınağı
13. Kamboçya, Phnom Penh’deki Ölüm Tarlalarını dolaşmak
14. Vietnam, Halong Bay’de tekne turu
15. Vietnam, Sapa’da pirinç tarlaları arasında trek
16. Tayland, Mae Hon Son’da LongNeck Karen kadınlarının köylerini ziyaret
17. Tayland, Kwai Köprüsü
18. Malezya, Kuala Lumpur’da Petronas Kulelerinden şehri seyretmek
19. Malezya, Perhentian Adalarının küçüğünde Long Beach’te denize girmek, dalış yapmak
20. Malezya, Penang Adasındaki Georgetown şehrinin Chinatown’ı
21. Sumatra, Lake Toba
22. Java, Bromo Volkanı
23. Bali, Ubud’ta geceleri tapınaklardaki dans gösterilerini izlemek
24. Bali, Tanah Lot’ta günbatımını izlemek
25. Bali, Ubud’ta pirinç tarlaları arasında trekking
26. Güney Afrika, Cape Town, Robben Adasındaki hapishane
27. Güney Afrika, Drakensberg dağlarındaki kaya resimleri
28. Mozambik, Başkent Maputo’da Fish Market’ta kendi seçtiğiniz balığı afiyetle yemek
29. Zimbabwe, Mana Pools Milli Parkında Zambezi Nehrinde kano turu yapmak
30. Zimbabwe, Bulowayo’dan bir gece treniyle Vic Falls’a gidip şelaleri görmek
31. Zimbabwe, Gweru’da genç aslanlarla birlikte yürüyüş yapmak
32. Malawi, Ilala Feribotuyla gölde yolculuk
33. Tanzanya, Ngorongoro ve Serengeti’de safari
34. Tanzanya, Serengeti’deki vahşi yaşamı balonla havadan izlemek
35. Zanzibar, Stone Town’un daracık sokaklarında kaybolmak
36. Zanzibar, Stone Town’daki Africa House otelinin terasında akşam güneş batarken çay keyfi
37. Kenya, Nairobi’deki Carnivore’de akşam yemeği
38. Kenya, Masai Mara’da safari
39. Etiyopya, Lalibela’daki kaya oyma kiliseler
40. Sudan, Hartum’da Nil’in iki kolunun birleştiği yerden Nil’i izlemek
41. Mısır, Nil’de gemi yolculuğu
42. Mısır, Luksor’da akşamüzeri feluka ile Nil’de gezinti
43. Mısır, Dahab’ta Kızıl Deniz kıyısında ya da Adam’s Bar’da akşam saatlerinde NARGİLE veya ÇAY keyfi
44. Mısır, Sina Dağında güneşin doğuşunu izlemek
45. Ürdün, Petra’da Manastır’ın karşısındaki kayaya oyma kafede bir demli çay molası
46. Suriye, Hamidiye Çarşısındaki Bektaşi’nin dondurmasını tatmak
47. Suriye, Emevi Caminin avlusunda saat 16 sularında güneşin mozaikler üzerindeki parıltılarını izlemek
48. ABD, San Fransisko’nun sokaklarında dolaşmak
49. ABD, Philedalphia’da Museum of Art’ı dolaşmak
50. ABD, New York’ta Brooklyn’den Manhattan’ı seyretmek

Also posted in SÖZ TECRÜBENİN

SİYAH AFRİKA’DA BEYAZ BİR ADAM

“Don’t forget that you’re white”…

Uçağımın penceresinde kıpkızıl bir güneş doğarken, siyahi şarkıcı Stevie Wonder, o unutulmaz şarkısı ‘superstition’ ile Afrika’ya hoş geldin’ diyor. Müthiş bir şey bu, her şeyin güzel, çok güzel olacağının ilk işareti… Müthiş bir yoğunluk duygusu, artık Afrika’da olduğumu benliğimin çok derinliklerinde hissettiriyor. Koskoca kıtayı bir baştan bir başa geçeceğimin heyecanı bu. Nihayet bu büyük maceranın eşiğindeyim. Afrika topraklarındaki serüvenim şimdi başlıyor. Biliyorum ki Afrika, Asya kadar kolay olmayacak. Bakalım bu siyah kıtada neler yaşayacağım?

Önümde sadece bir buçuk saatlik Johannesburg – Cape Town uçuşu var. İlk adımı atmaya çok az kaldı… Dostum, gerçek safari asıl şimdi başlıyor…

Asya’da hiç karşılaşmadığım bir sorunu, bu kıtaya geldiğim ilk andan itibaren yaşamaya başlıyorum. Bu kaçınılmaz durumla birlikte seyahat edeceğimi düşünmek oldukça can sıkıcı: Siyahlar ile beyazlar arasındaki tehlikeli gerginlik. Hotelin bahçe kapısı sürekli kapalı. Giriş-çıkışlarda kullanmaları için müşterilere birer anahtar veriliyor. Bahçenin içindeki ana binaya da demir parmaklıklı bir kapıdan giriliyor. Bu kapı da aynı anahtar tarafından açılıyor. Girişteki çift kapılı güvenlik sistemi, hiç alışık olmadığım bir duygu.

Saat 12’den sonra Waterfront’u dolaşmak için hotelden çıkıyorum. Elimdeki haritaya göre pansiyonumun da bulunduğu cadde, beni doğruca deniz kıyısına çıkaracak. Düzenli kavşaklar, geniş caddeler, yabancısı olmadığım Amerika benzeri görüntüler. İşsiz siyahlar, çiçek ve dergi satmaya çalışıyorlar.

Uzun bir yürüyüşün ardından Waterfront’a geliyorum. Kafe ve restoranlarla dolu büyük bir alışveriş merkezi, limanla iç içe. Saat Kulesinin (Clock Tower) sağındaki binanın girişinde ”Nelson Mandela Getaway to Robben Island” yazıyor. Birden ‘Robben Island’ın, UNESCO Dünya Kültür Varlıkları Listesinde olduğunu hatırlıyorum. Asya’daki yerler hakkında yolculuk öncesi detaylı bilgi toplayabilme imkânım olmuştu ama Afrika’dakilerin yerlerini tam olarak bilmiyordum. Bu sürprizden dolayı müthiş mutluyum.

Çoğunluğu yaşlı beyaz turistlerden oluşan bir grupla feribota biniyorum. Limandan çıkıp denize açılınca şehrin panoraması belirmeye başlıyor. Bulutların arasındaki Table Mountain (Masa Dağı) ve Green Point’in ötelerine kadar uzanan evleriyle güzel bir şehir Cape Town.

Kırkbeş dakikalık bir yolculuğun ardından adaya ulaşıyoruz. Üç otobüs bizi bekliyor. Genç siyah rehberimiz Keneth’in öncülüğünde yarım saat kadar süren bir otobüs turu yapıyoruz. Keneth seyir halindeyken adanın tarihi hakkında bilgi veriyor. Ada, 1500’lerden itibaren Avrupalı sömürgeciler arasında birkaç kez el değiştirmiş. En son, Güney Afrika’nın ırkçı rejimi tarafından politik mahkumların kapatıldığı bir hapishaneye dönüştürülmüş. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah devlet başkanı Nelson Mandela, burada beşinci bölümün beş nolu hücresinde tam onsekiz yıl tutsak kalmış.

Adada bulunan yapıları, kiliseleri, camileri, İkinci Dünya Savaşı’nda yerleştirilen ve hiç kullanılmayan topları hızlı bir otobüs turu ile görüyoruz.

Tur sırasında gördüğümüz en ilginç yer, mahkûmların çalıştırıldığı kireç ocağı. Alanın tam ortasında yumruk büyüklüğündeki taşlardan oluşmuş bir yığın, dikkatimi çekmişti. Rehberimiz Keneth, tur sırasında burayı en sona bırakmış ve bu taş yığını için ‘Afrika’nın en önemli ulusal anıtı’ demişti. Turdaki herkes çok şaşırmış, böylesine basit bir taş yığınının ulusal anıt olmasını anlayamamıştık. Beş yılda bir, 11 Şubat günü bu hapishanede kalmış mahkûmlar bir araya gelerek o günlerin anısına buraya birer taş bırakıyorlarmış. İşte bu taş yığını böyle oluşmuş. Bu gelenek, son mahkûm ölünceye kadar da devam edecekmiş.

Gezinin ikinci bölümünde asıl hapishaneyi geziyoruz. Yeni rehberimiz yaşamının yirmi yılını burada tutsak olarak geçirmiş olan yaşlı bir siyah. Mandela’nın 18 yıl kaldığı hücreyi, havalandırmaya çıktığı avluyu, banyoları ve yemekhaneyi gezdirip bilgi veriyor. Avluda Mandela’nın 1966 yılında hapishanede çekilmiş bir fotoğrafı var. Fotoğraf, tam fotoğrafın çekildiği noktaya dikilmiş.

Afrika’nın en güneyindeki Cape Town’a sadece onbir kilometre uzaklıkta olan Robben Adası, Güney Afrika’nın Alkatraz’ı olarak bilinir. Güney Afrika’nın en ünlü özgürlük savaşçıları çeyrek asır gibi uzun bir süre burada tutsak kalmışlardır. Ancak Robben Adası günümüzde ırkçılığa, koloniciliğe, adaletsizliğe ve zulme karşı kazanılan zaferin simgesidir… Aynı zamanda haklı karşı duruşun, azmin ve insanlık onurunun…

Robben Adasındaki hapishane 1997’de kapatılarak müze haline getirilmiştir. 488/64 kayıt numaralı mahkûm Nelson Mandela, 1964’ten 1982 Mart’ına kadar burada kalmış.

Turun sonunda, küçük bir salonda bulunan sıralara oturmamız isteniyor. Rehberimiz sorulara cevap veriyor. Ziyaretçilerden birinin ‘hala neden burada çalışıyorsun’ sorusu hoşuna gidiyor. Öncelikle, siyasi bir tutuklu için iş bulmanın hiç de kolay olmadığını vurguluyor. Sonra, burayı en iyi anlatabilecek kişinin yine burada yaşamış bir mahkûm olduğuna inandığını söylüyor.

Also posted in KEŞİF NOTLARIM