Sabah yirmi dakikalık bir otobüs yolculuğu ile Puşkar’a geliyorum. Otobüsten inip sırt çantamla içerilere doğru yürümeye başladığımda sessiz, sakin, çekici ve güzel bir kasabada olduğumu hissediyorum. Dünkü kabustan sonra Puşkar, sanki “kızgın çölün ortasında bir vaha” gibi.
Kalacağım hotele kadar yürürken aslında tüm kasabayı da görmüş oluyorum. Rahatça yürünebilen, küçük bir yer burası. Hindularca kutsal bir hac yeri olan gölün kıyısında, göle inen merdivenleriyle sayısız gat (Hindu inancına göre yıkanma ve dua için gelinen yer) var. Aynı gatları, daha önceki seyahatimde, Varanasi’de kutsal Ganj Irmağının, Khajuraho’da da küçük gölün kıyısında görmüştüm.
Varanasi’de Hinduizm’in görselliği insanı derinden etkiliyor. Oradaki temizlik anlayışını ise, insan ister istemez tiksintiyle karışık bir kabullenişle karşılıyor ama buradaki Hindistan çok daha farklı. İnsanda hoş duygular yaratan sıcacık, tertemiz bir şey.
Otelim, bu kutsallığın içinde eski dönemlerden kalma sade bir saray yavrusu gibi. Girişteki emniyetli alan, motosikletliler için ideal bir park yeri. Küçük beton avluya bakan odalar, maviye boyanmış çift kanatlı ahşap kapılarla örtülmüş. Odamdan yandaki odaya açılan çift kanatlı bir iç kapı daha var ama kilitli. Ahşabın aralıklarından orada da büyük bir yatak olduğu görülüyor. Dilerim misafirim olmaz.
Öğle yemeğini ana cadde üzerindeki Om Şiva Restoranın açık büfesinde yiyorum. Ne kadar yiyebilirsen ye bir dolardan az. Puşkar, kutsal bir yer olduğu için de restoranlarda et yemeği, yumurta ve alkollü içecekler bulunmuyor (ama başka şeyler var). Burada neredeyse tam bir vejetaryen olup çıkacağım.

Dal dedikleri mercimek çorbalarına bayılıyorum. Domates çorbalarını şeker karıştırarak yaptıkları için pek hoşuma gitmiyor. İnsan, Hindistan’da birazcık olsun hijyenik koşulları göz ardı edemezse rahat olamıyor. Anadolu insanı olarak biraz alışkanlığımız var ama burada en sıradanından en lüksüne kadar tüm yemek yenecek yerlerin mutfakları uygun hijyenik koşullardan oldukça yoksun. Bu nedenle mümkün olduğunca pişmiş ve kabuklu yiyecekleri tercih ediyorum.
Öğle sıcağını serin odamda geçirdikten sonra akşam üzeri yine sokaklardayım. Ana caddenin her iki tarafı turistik eşya satan dükkanlarla, küçük restoranlarla dolu. Herkes sıcakkanlı. Canlı ve dinamik bir atmosfer var havada.
Yürüyerek gölün doğu kıyısındaki, Hotel Pushkar Palace ile Savora arasındaki gat’a gidiyorum. Günbatımının izlenebileceği en güzel noktalardan biri olan bu yer, sanki gizli bir anlaşmayla yabancı gezginlere bırakılmış gibi. Burada ritüel için gelen Hindu görmek mümkün değil. Beyaz ve Hintlilerden oluşmuş bir perküsyon grubu güzel bir ritim tutturmuş, doğaçlama gidiyorlar. Etraftakilerin büyük çoğunluğu genç gezginler. Çoğunun da saçları rastamanlar gibi tiftik tiftik. Güneşin kutsal gölün üzerinde batışı gerçekten harika. Müzikle bütünleşen, ayrıcalıklı, sevgi ve huzur dolu, çok güzel bir an.
Gecenin ilk saatlerinde sarayımın balkonundan gölü seyrediyorum. Göl son derece sakin, dümdüz. Gecenin sessizliğinde, yan taraftaki gattan gelen mistik ilahinin sesi, ruhumun derinliklerine işliyor. Gatlara bırakılmış mumların ışıkları harikulade. İnanılmaz derecede muhteşem bir görüntü.
Ben bir garip gezgin, memleketimden binlerce kilometre uzakta, vatandan ayrılışımın birinci haftasında, Puşkar’da yalnız başına…
Bu kutsal yerde, çok yoğun bir mistizmi en derinliklerimde hissettiğim, içimdeki öze dokunduğum çok özel bir zaman dilimi. Geç saatlere kadar uzun uzun içimdeki beni sorguladığım huzur dolu bir gece. Tanrıma, böylesine müstesna bir güzelliği bana yaşattığı için sonsuz şükranlar…
Sabah beş buçukta saatim çalıyor. Maalesef ortalık daha aydınlanmamış bile. Hinduların kutsal kenti Varanasi’de, sabah güneş doğarken tüm Hindular akın akın gatlara, yıkanmaya ve ibadet etmeye gelirler. Bu şehirde, kutsal Ganj nehri kıyısında ölmenin, dünyaya son kez enkarne olmak anlamına geldiğine, buradaki ölümleriyle ölüm-doğum-ölüm çarkında son nokta olan nirvana’ya ulaşacaklarına inanırlar. Bu nedenle birçok Hindu, “ölmeye” Varanasi’ye gelir.
Bir saat kadar sonra kalktığımda, gördüklerim benim için bir hayal kırıklığı oluyor. Puşkar’da gatlara o kadar erken gelmek gibi bir aceleleri yok.
Faruk BUDAK / Nisan 2002