İŞ YAŞAMINDA BEKLENTİLER

Çoğu zaman etrafımızdakilerden, takım arkadaşlarımızdan, yöneticimizden, patronumuzdan, birilerinden bir şeyler beklemekteyiz. Beklenti içinde olmak, karşılıklı bir alışveriş gibidir ve alışverişte olduğumuz karşı taraf bize istediğimizi vermediğinde kızar, öfkelenir ya da kırılırız.

Aslında, beklentiler içimizde taşıdığımız eksikliklerdir. Başkasından beklentide olduğumuz her şey, bizim kendi içimizde eksik olduğumuz bir yöndür. Yaşamımızın büyük çoğunluğunda hayal kırıklıkları, incinmeler, üzüntülerle karşılaşmamızın tek sebebi, beklentilerimizdir. Takdir edilme ve beğenilmeyi bekleriz. Değer görmeyi bekleriz. Övülmeyi bekleriz. Sevilmeyi bekleriz ve karşı taraf bizi istediğimiz ölçüde sevmediğinde, hayal kırıklıkları ya da kızgınlıklar yaşarız.

Yaşamımızda çok zaman birilerinden hep bir şeyler beklemekteyiz. Fakat çok zaman beklentide olduğumuzun farkında değilizdir, işte bu yüzden de suçlamalarımızı hep karşı tarafa yöneltiriz. Ona öfkeliyizdir çünkü o değerimizi bilmemiştir, yeterli övgüyü göstermemiştir. İş yaşamımızda da, özel yaşamımızda da çoğu zaman bu beklentiler tarafından kuşatılırız. Böylece ilişkiler bir tür karşılıklı alışverişe dönüşmektedir; ama bunun farkında olabilmemiz oldukça güçtür. Kırgınlıklarımızın, üzüntülerimizin, hayal kırıklıklarımızın aslında bizim karşılanmayan beklentilerimizden kaynaklandığını çok zaman bilmemekteyiz.

“Beklentiler, içimizde taşıdığımız eksikliklerdir” demiştik. Beklentilerimizin farkında olup kendimiz ile yüzleşerek onları iyileştirmeye çalışmak, yüreğimizde gerçek sevgiye yer açmaktır. Böylece ilişkilerimiz artık alışveriş değil, sevgi ilişkileri haline gelir. Demek ki kendimizi yeteri kadar sevmemekte ve birilerinden bizi sevmesini beklemekte ve bu beklentimiz karşılanmadığı zamanda kırılıp üzülmekte ya da öfkelenmekteyiz. Demek ki kendimize yeterli değeri vermemekte ve birileri tarafından değerli görülmek istemekteyiz. Demek ki kendi yaptığımız işi yeteri kadar beğenmemekte ve övgüye ihtiyaç duymaktayız.

Kendi içimizde kendimizle ilgili taşıdığımız her eksiklik, kendi dışımızda başkasından beklediğimiz bir duygu halini almaktadır. Ve biz çok zaman bunun farkına varıp içimizde o duyguyu iyileştirmeye değil, bunun yerine karşıdaki insanı suçlamaya, ona kızmaya çalışarak başımızı kuma gömmeye devam etmekteyiz. Kişisel gelişimde atılması gereken önemli bir adım, beklenti farkındalığına ulaşmak ve kendimizi iyileştirme yoluna gitmektir.

Kendini sevmeyen, başkasını da sevemez. Kendine değer vermeyen, başkasına da değer vermez. İçimizde taşıdığımız duygularımızın dış dünyada yansımaları da bu şekilde olmaktadır. Kendi içinde mutlu olmayan bir insan, başka biri ile de mutlu olamaz. Fakat bunun farkında olmadığı için, kendi içinde mutluluğa ulaşmak yerine, karşı insanı onu mutlu etmediği için suçlamaya başlamaktadır. Kendine değer vermeyen bir insan, dış dünyasında ne kadar değer görürse görsün, bir türlü istediği değeri alamadığını düşünmeye başlayacak ve de kendinde değer duygusunu pekiştirmek yerine, diğer insanları ona değer vermedikleri için suçlama yoluna başvuracaktır.

Dünyanın neredeyse bütün eski tapınaklarının girişinde yazan “Kendini Bil”, “Kendini Tanı” bizim ulaşmamız gereken farkındalığı işaret etmektedir. Önce beklentilerimizin farkına varmamız gerekir. Beklentiler yaşamımızın her alanında vardır. Biz karşımızdaki insandan ne beklemekteyiz. Bunu neden beklemekteyiz; niçin buna ihtiyaç duymaktayız? Karşımızdaki insana neden kızmaktayız ya da neden onu suçlamaktayız? Onda görmek istemediğimiz şey nedir? Bu kızgınlık ve suçlama ile onun bizde yarattığı hangi duyguya tepki vermekteyiz?

İnsan, beklentilerinin farkına varmaya başladıktan sonra beklentilerini kendi içinde iyileştirme yoluna da girmeye başlamış demektir. İçine döner ve hangi beklentide olduğunu keşfeder. Ardından “Kendi Kendine Terapi süreci başlamaktadır.

Yaşamımızda kendimizin ilacı da, doktoru da yine sizsiniz.

Dr. Faruk BUDAK

This entry was posted in PROJE YÖNETİMİ.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir