POZİTİF DÜŞÜNCENİN ÖTESİ

Pozitif ya da olumlu düşünmek, son bir kaç yıldır sıkça sözü edilen bir kavram. Materyalist batı toplumunun güzelce paketleyip önümüze uzattığı reçete aslında bize göre biraz eksik.

Pozitif insan, hem pozitifi hem de negatifi kucaklayıp ayırmaksızın eşdeğer ölçüde sevip kabul edebilendir. “Ben ışık ve karanlığım” diyebilmek gerçek pozitifliktir ve olduğun hali kabul edecek cesaret, bilgelik ve güç barındırır. Oysaki birçok insan kendinin negatifte olduğunu bilemeyecek kadar negatiflik sarmalı içindedir ve bunu da pozitiflik sanır. Bunun sebebi, insanın bilinmeyenden korkması değil midir? Bilinmeyeni taşıyacak gücü kendilerinde bulamayıp kendilerinden ayırırlar.

Bütünlüğe yakınlaşmış bir kimse, her iki tarafta dengededir. Negatifi görmezden gelmek, reddetmek, başlı başına negatif bilinçtir. Psikolojik güçsüzlüğü, bilinmeyenden korkmayı, bilinmeyeni kucaklayacak gücü kendinde bulamamayı temsil eder. İçsel zayıflık ve acizliğin yüzeysel tezahürüdür.

Kendine güvenmeyen biri, kendi varlığını bir pozisyonla, bir varlıkla, daha güçlü bir insanla, kariyerle, meslekle vs. sergilemeye çalışır. Kendine erişmeye başlayan kişi ise kendisi ile. Hep birileri için bir şeyler yapmaya ya da egomuzu beslemeye devam edip dururuz. Tüm sergilediğimiz, içinde tek kendi varlığımızın olmadığı bir tiyatro sahnesidir. Başkalarının düşünceleri, başkalarının bilgileri, bizim hakkımızdaki düşünceleri, bize verdiği mutluluk, bize verdiği destek ve sevgi, yalnızlığımızı paylaşıp paylaşmaması… Hep başkaları, içinde tek kendimizin olmadığı bir tiyatro sahnesi… Kısır döngüler zinciri…

Kendini bilmek, yaşam plan ve amacına sahip çıkacak gücü ve güveni, kendin ile yüzleşecek gücü kendinde bulabilmektir. Gerisi sadece anlatılan bir hikâyeden başka bir şey değildir. Kendine inanmak, hikâyelere aldırmadan, kendine inanabilecek gücü kendinde yakalayabilmek tüm inançların en büyüğüdür.

Kendi bilginin izini bulabilmek, en büyük bilgiye ulaşabilmektir. Kendini sevmek, gerçek olan tek sevgidir. İlk önce kendini seversen her şeyi sevebilirsin. Kendini sevmeden, birine onu sevdiğini söylemek ise yalanların en büyüğüdür.

Hiçbir şey yâda hiç kimseden etkilenmeyip, dışında ne olursa olsun, başkalarının sözlerine, senin hakkındaki düşüncelerine aldırmadan içinde olduğun gibi kalabilmek ise sırların sırrını açan tek anahtardır. Sen varsan kimse yoktur; sen yoksan da senin adına herkes ve her şey olacaktır.

Anlatılan tüm hikâyeler, bir kaçış planından başka bir şey değildir. Kaçış planları içinde kaybolana dek oradan oraya atlar durursun. Tüm kaçış planları aslında kendini tatmindir. Varsan; sadece kendinle; kendi varlığınla varsındır; kendin dışında hiç kimse ve hiç bir şeyle değil; yoksan da zaten hiç olmamışsındır… Söylenenler; anlatılanlar sadece hikâyelerdir ve
hikâyeler hayal ürününden öteye gidemeyen kaçış planlarıdır.

Ya anlatılana, söylenene ve sergilene kapılıp cezbedilmenin verdiği büyü ile o hikâyede kendine bir sahne bulur ve içine dalarsın yâ da hikâye olduğunu fark edip; sahip olduğun sahnene döner, dinler ve bırakırsın.

Herkes; kendi kendisinin sorumluluğundadır.

FARUK BUDAK

This entry was posted in Genel.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir